Devlet memurluğu yapmış olanlarla az çok okuyan, gündemi izleyenler bilir; “Kanunsuz emir uygulanmaz”. Yani bir üst, astına yasalara aykırı bir emir verdiğinde ast bunu uygularsa suç işlemiş olur. Öncelikle üstüne bu yasa dışılığı bildirmek zorundadır. Üst ısrar ederse yazılı emir ister. Hatta bazı durumlarda yazılı emir bile uygulayanın ceza almasını engelleyemez.

Memurluk yasa ile düzenlenmiştir. Neleri nasıl yapacağı özel ve genel yasalar, yönetmeliklerle belirlenmiştir. Ast ve üst kavramı sadece askeriyede değil, tüm memuriyette vardır. Bakandan odacıya kadar bir hiyerarşik sıralama bulunur.

Örneğin Vali; bulunduğu ilin en büyük idari amiridir. Özel durumlar hariç, tüm kurum ve kuruluşlara emir verme yetkisi vardır. Bu durumda Vali bir kurum müdürüne yasalara aykırı ve suç oluşturacak bir emir verebilir mi? Verirse ne olur? Ya da bu emir hangi nedenlerle uygulanır? Ast olan memurun tayin-sürgün-ceza gibi korkuları bu yasa dışı emirleri yapmaya bir gerekçe midir? Tüm bunların sakin kafayla irdelenmesi gerekir.

Buradaki Vali örneğini ülkenin en büyük yetkilisi olan Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Genel Kurmay Başkanı, Kaymakam, Daire Müdürü gibi çoğaltabiliriz. Emir veren bunlardan biri olursa emir alan da bir alt kademeden başlayan olarak anlaşılabilir.

Emir demiri keser mi? Yasal olarak keser! Yasal olmazsa hem emri vereni, hem de uygulayanı keser!

Devlet kademeleri bir çarkın dişlileri gibidir. Her biri bir diğerine bağlı ve ona uyumlu döner. Arada-sırada bu çarka çomak sokmak isteyenler olsa da, çark yenilenir; ama işleyiş değişmez.

Ortada bir Hükümet ve Bakanlar Kurulu varken, Anayasa ve Yasallar dururken birileri “ben sizi dinlemiyorum, ama siz beni dinlemezseniz sizi döverim” diyebilir mi? Normalde olmaz; ama olduğu varsayılıyor! Nasıl mı? 28 Şubat 1997’deki askeri muhtıra ile!

Nedenini-niçinini-nasılını bir kenara koyuyorum. Sadece şu sorulara mantıklı bir yanıt arıyorum:

1- 28 Şubatta verilen muhtıra, 12 Eylül askeri darbesi gibi hükümeti ortadan kaldırmış mıydı?
2- Hükümet ortada ve görevinin başında ise, ortada bir yetki aşımı söz konusu değil midir?
3- Eğer yetki aşımı, kanunsuz emir gibi normal dışı bir durum varsa, o zaman görevini yapmayan, gerçek suçlu kimdir?
4- Yetkisini aştığı iddia edilen TSK, bu yetkiyi Anayasada bulunan 35. maddeden aldığını söylediğine göre, bu madde o sırada anayasada var mıdır, yok mudur?
5- Anayasada var olan bir maddeye göre eylem yapmak, yasalar Anayasaya aykırı olamayacağı gerçeğine göre değerlendirildiğinde suç olur mu?
6- Görevi başında olan bir hükümet, kendi Bakanlığına bağlı bir ast olan genel Kurmay Başkanına neden yasal işlem yapmamıştır?
7- Bu durumda görevini yapmayan kimdir?
8- Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra biz neyi ve niçin yargılıyoruz?

Devlet intikam alma yeri değildir. Sürekliliği olan bir tüzel kişiliktir. Birilerini görevinin sınırlarını aştı diye sorgulayacak isek, o zaman da birilerini görevini yapmadı diye sorgulamak gerekmez mi?

Burada yapılmak istenen bu değildir. Ortalık buram buram intikam kokmaktadır. Askeriyeye karşı olan bu ağır suçlamaların başka amaçları olmalıdır. Bunu da zaman tüm açıklığıyla tarihinde yazacaktır.

Yukarıdaki sorulara hem hukuki, hem vicdani yanıt verebilmenin kolay olmadığını ve soruların yanıtsız olduğunu düşünüyorum! Mantıklı ve özellikle hukuki yanıtları da merak ediyorum.