Giresun’u ilkokul öğretmenimin memleketi olduğu için merak ediyordum. Böyle bir fırsat çıkınca da gitmeyi ailecek istedik.
Giresun’a geldiğimizde otele yerleştik ve hemen aşağı indik. Öğle yemeğini Keşap’ta yedik. Ayrıca Karadeniz’in üzerinde insan yaşayabilen tek adasını uzaktan görme şansını bulduk. Keşap da öğle yemeği yedikten sonra otobüse bindik ve Şahinkaya’yı görmek üzere yola çıktık. Yanımızdan çok sakin bir dere akıyordu. Hatta “Bu derede ne kadar az su var.” Demiştik. Otobüs bir yerde geçemedi. Biz de kalan 1,5 kilometrelik yolu yürüdük. Şahinkaya ve etrafındaki ağaçlar, ormanlar, yaylalar beni çok etkiledi. Türkiye haritası şeklindeki kayanın içindeki mağarada göl ve eskiden yaşamış insanlar olması çok ilginç ama bir o kadar da etkileyiciydi. Yer gök ise fındık ağacıydı. İnsan bu kadar fındıkları nasıl topluyorlar diye düşünmeden edemiyor.
Bir süre sonra hava biraz bozmaya başlayınca dönmeye karar verdik. Yolda Çamlıca köyünde bir çay içtik. Aslında o çayı içmeseydik belki de selde mahsur kalmayacaktık.
Sonra Karabulduk adlı Keşap’a bağlı beldeden çıktıktan hemen sonra çok şiddetli bir yağmurun etkisiyle önümüze taşlar düştü ve yolumuz kapandı. O ne kadar az su var dediğimiz derenin suyu yükseldi ve ağaçlar, taşlar ve toprak dereye akmaya başladı. Çok korktum. Hayatımda ilk defa böyle bir sel gördüm. Otobüste büyük bir panik vardı. Fakat yine de otobüste buna alışık olanlar ve gazeteciler hiç bir şey olmamış gibi duruyorlardı. Ve inip fotoğraf çekiyorlardı. Ben de meslek ama bu kadarı da fazla binsinler de geri dönelim demiştim. Sonra Karabulduk beldesine geri döndük. 1-2 saat Belde Belediyesi ve bir çay ocağında kaldık. Sonra iş makinesi yolu açtı dediler. Biz de tekrar yola çıktık. Az bir mesafe gittikten sonra yolun bir bölümünün tamamen çöktüğünü üzerinden insan bile geçemeyeceğini söylediler. Biz de yine geri döndük. Fakat otobüsün o yoldan dönmesi zor oldu. Belediyeye geri döndük. Sonra yemek yemek için beldedeki bir lokanta açıldı. Ondan sonra bizi evlere dağıttılar. Bizi ağırlayan Nurettin Amca ve ailesi çok iyi ve misafirperver insanlardı. Moralimiz çok bozukken onlar sayesinde yüzümüz güldü. Ayrıca rahat bir yatakta yatmakta çok iyi geldi. Onları hiç unutmayacağım.
Ertesi gün sabah kalktık. Güzel bir kahvaltıdan sonra kaldığımız evden çıktık. Bize giderken 1 poşet fındık bile verdiler. Çok teşekkür ettik ve evden çıktık. Grubumuzdakiler yolun hala açılmadığını ve bu yüzden kapanmamış dağ yolunu kullanmamız ve minibüsler ile gideceğimiz söylendi. Otobüsümüz orada kaldı. Dağ yolundan Giresun’a dönebildik. Yolculuk sırasında sel yüzünden evleri su bastığını ağaçların ve direklerin devrilmiş olduğunu gördük. Buralarda da elektrik ve su yoktu. Sonra Giresun’a döndük.
Bir süre dinlendikten sonra Kümbet Yaylası’na doğru yola çıktık. Ben ve annem tekrar yaylaya çıkmayı hiç istemedik. Fakat bizi razı ettiler. Önce tedirgin başlayan yolculuğumuz muhteşem manzaralar ile sürdü. İstanbul’da hava çok sıcak diye şikayet ederken Kümbette hava çok soğuktu. Her taraf sisin içinde kaybolmuş gibiydi. Kitaplarda görürdük de inanmazdık; Türkiye’de bir günde 4 mevsim yaşandığını!… Üzerimizde 2 mont vardı ama yine de soğuktan titriyorduk. Yazın en sıcak günlerinde biz şöminenin karşısında ısınmaya çalışıyorduk. Hatta ekipten biri “keşke buraya yazın gelseydik” bile dedi. Halbuki Temmuz ayındaydık. Kümbette Koçkaya tesislerinde yemek yedik. Yemekleri çok beğendim. Kümbette hediyelik eşyalar aldık. Otele döndük.
Akşam annemlerle birlikte öğretmenimi ziyarete gittik. Bize çok güzel Karadeniz pideleri yaptırmıştı. Afiyetle yedik. Maceralarımızı anlattık. Güzel bir geceydi. Otele dönüp yatağıma yattığımda tüm korkularım geçmişti.
Gezimizin son günü Giresun Kalesi’ne gittik. Oradaki manzara çok güzeldi. Kalede, Topal Osman Ağa’nın mezarını ve oradaki şehitliği gördük. Rehberimizin Topal Osman Ağa’nın hayatı ile ilgili anlattıkları beni çok etkiledi. Sonra Zeytinlik Mahallesinde tarihi evleri gördük. Aşağıdaki Çocuk Kütüphanesi eskiden bir Katolik kilisesiymiş. Sahilde Giresun Müzesine girdik. Orası da eskiden kiliseymiş. Müzede Hellenistik dönemden bu yana eserler vardı.
Sonra Görele’ye gittik. Orada pide ve Görele dondurması yedik. Bize sahilde öğrencilerin oluşturduğu SİSKAR müzik topluluğu yöresel müziklerden bir konser verdi. Şarkılar çok güzel ve etkileyiciydi. Sonraki durak ise Espiye’ydi. Giresun’un sahil ilçeleri birbirinden güzel. Hava ise diğer 2 güne inat çok sıcak. Artık biraz da yorgunluk çöktü sanıyorum.
Sonra yolun açıldığını ve otobüsün Karabulduk’tan döndüğünü öğrendik. Otele geri döndük. Bavullarımızı aldık, otobüse koyduk ve yola çıktık. Otobüs Bulancak’ta durdu. Biz de Bulancak Sarayburnu Camisini ziyaret ettik. Cami muhteşemdi. İstanbul’da ki Şehzadebaşı Camisinin birebir aynısıydı. Artık dönüş yolculuğu başladı. Herkesin çok yorgun olduğu(özellikle erkeklerin) horlamaların oluşturduğu senfoniden belliydi!... İstanbul’a geldiğimizde vedalaştık. Çok güzel bir gezi olmuştu. Yeni insanlar tanımak ve değişik yöreler görmek beni çok etkiledi.