Yıllar önce ülkemizin kurtarıcısı, bu kara günlerin geleceğini önceden sezmiş, kurduğu cumhuriyetin hangi karaktere sahip nesiller tarafından sürdürülebileceğini ve yıkıcı güçlerden nasıl korunması gerektiğini vasiyeti olan şu iki özdeyiş ile özetlemiştir: (Öğretmenlere;) “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Ve gençlere; hepimizin bildiği, artık duvarlardan indirilerek çöpe atılmaya başlanan “Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi”
Sayın Başbakan da nasıl bir nesil istediğini söyledi. “Dindar (ve kindar) bir gençlik yetiştireceğiz. Dindar olmasında tinerci mi olsunlar? Formatlanmış gençlik istemiyoruz. O Köy enstitülerinde tek tip hoca, oradan da tek tip talebe yetiştirdiler.” Bu sözler bir dönüm noktasıdır. Görülüyor ki Cumhuriyet ve Atatürk’le olan kavgalar hiç bitmemiştir. 2023 hedef gösterilerek kalan son kaleler de düşürülecek, cumhuriyet yerine dindar gençlik (ya da Altın Nesil!) denen kişiler ülkeye hâkim olacaktır. Beklenen, hedeflenen budur.
Okullarda öğrencilere okutulan “Atatürk’ün Andı ayet mi” diyorlar! Tabi ki ayet değil; zaten altında hangi ayet- hangi sure olduğu belirtilmemiş, hangi hoc’afendinin kutlu sözü olduğu falan da yazılmamış. Ama içinde birilerine bıçak gibi batan “Türk” sözcüğü var. Bu sözcüğü bir alt kimlik olarak sıradanlaştırıp Atatürk’ün vatandaşlığı içeren ve herkesi kapsayan Türk kavramından ayıramayanlar tabi ki bu andı artık kaldıracaklar; tıpkı okullardaki Atatürk köşeleri gibi.
Demokrasi ve Laiklik kavramlarının tanımını ulusal hukuka göre değil, kendi kafalarına göre yapanlardan, demokrasiyi amaca ulaşılana kadar bir araç olarak görenlerden, laikliği işlerine geldiği gibi “benim dinime özgürlük” diye yorumlayanlardan aslında başka türlü bir davranış beklemek pek akılcı değildir. Demokrasi sayesinde bu gün o koltuklarda oturanların bu sistemi yok etmeye, yerine “ılımlı” diye dayatılan, ama asla ılımlısı olamayacak dinci bir rejime çevirmeye uğraşmaları tam bir ironidir. Hele dindarlıklarını öne sürerek herkese dinsel özgürlük diye bağıranların, bu istemlerinin her türlü dini inançsızlık ya da değişik dini inançlara saygı ve koruma değil, sadece kendi inancını dayatma olduğu açıktır. Eğer öyle olsaydı farklı inançta diye insanlar öldürülmez veya rahatsız edilmezdi. Alevi vatandaşların Cem Evleri yerine zorla cami yapılmaya ve imam gönderilmeye uğraşılmazdı.
Dini artık yaşamımızın her aşamasına sokmaya kesin kararlı olanlar, Laik Demokratik Hukuk Devletini de rafa kaldırmaya niyetliler. Tüm sorunların mahkemeden önce, “Kanaat Önderi” denen şeyh veya mollalara, imamlara, arabuluculara gidilerek çözülmesini, imamların ve yakında resmen atanacak şeriatçı Melle’lerin, ailenin içine, okullara, meyhaneye, kerhaneye her alana girerek kişilere dini telkinler yapacağını davul zurnayla ilan ettiler. Tüm bu isteklerini yapabilmek, siyasi geleceklerini garantiye alabilmek için tabi ki dindar ve itaatkâr bir nesil isteyecekler. Görülüyor ki dindar olmak için İHL’leri ve İlahiyat Fakülteleri yetmiyor. Işıklı yollardan, şeyhlerin elinden geçmek gerekiyormuş! Kimileri dizinin dibinde diz çöktükleri hocalarını, uzak yol arkadaşlarını, dünya terörist saysa da “Müslüman’dan terörist olmaz” dedikleri kişi ve örgütleri unutamaz. Onlara borçludur. Biat ve itaat etmiştir. Bunun için herkesin din deyince kendi gibi olmasını ister.
İnsanların etnik kökenlerinden ve dinsel inançlarından dolayı sınıflandırılması, ayrıştırılması kadar tehlikeli bir işlem olamaz. Bu nedenle insanları sadece insan oldukları için sevebilmek gerekir.
Atatürk çok önceleri bunları görmüş ve bize bir vasiyet bırakmıştır. Örneğin öğretmenlerimize; cumhuriyetin korunup kollanabilmesinin askerle-polisle değil, ancak özgürce düşünebilen, bilimi hedef alan, hür vicdanlı nesillerle olabileceğini, öğrencilerine bunları öğretmelerini vasiyet etmiştir. Yine gençlere, ilk görevlerinin cumhuriyeti ve ulusumuzun geleceğini damarlarındaki asil kandan kuvvet alarak, isterse yönetenler ihanet ve işbirliği içinde olsun, ister ülken işgal edilmeye uğraşılsın, bunu koruyup kollayacaksın diye vasiyet etmiştir. Hedefini çağdaşlaşmak olarak verirken, döneminde hurafe ve uydurmalarla dolu olan din bilgisini, aydın din adamları yetiştirerek tüm vatandaşlarına en doğru ve yansız bir şekilde öğretilmesini sağlamak için okullar açmış, ilk Türkçe Kuran çevirisini yaptırmıştır.
Ama şimdi iş farklı boyutlardadır. Örneklerini de yaşamaktayız. “Tek Allah, Tek Kitap, Tek Peygamber” diyenler, nedense işi mezhep-tarikat-cemaat boyutuna getirip dinin değil, kişilerin istemlerini dayatıveriyorlar. Bunu da din özgürlüğü adına yaptıklarını söylüyorlar! Sadece belli bir mezhebin veya cemaatin yaşam hakkı olan özgürlük! Ya diğerleri? Onlar hakkında fetva verme yetkisini kimden alıp uygulamaya kalkıyorlar acaba?
İnançların en büyük koruyucusu olan Laikliğin kıymetini bilmeyenler bir gün çok pişman olacaklardır!