Bu günlerde yaşadıklarımızın daha iyi anlaşılabilmesi için dünyadaki en büyük sömürgeci ve yayılmacı devletlerin başını çeken ABD ile ilgili 2 not aktaracağım:
1- Romanya Devlet Başkanı Çavuşesku ve eşinin katledilmesi olayı: ABD haber ajansı AP, bir Romen papazını kaynak göstererek Romanya’da 600 din adamının Devlet Başkanının bilgisi dâhilinde öldürtüldüğünü haber bültenlerinde yayınlıyor. Radyolarından büyük bir ajitasyonla sunulan bu haberi duyan Romen halkı ayaklanıp sarayı basıyor. Çavuşesku ve eşini koltuğundan indirip yaka paça bir bodrum katına sokuyor. Güya 2 saat süren bir halk yargılaması yapıyor ve hemen orada ikisini de katlediyor!
Bu olaylar o zaman TV’lerden naklen yayınlandı. Kimisi halk mahkemesinde adil yargılanma sonucu hak ettiğini buldu derken, kimisi dönen dolabın farkındaydı. Nitekim daha sonra din adamlarının öldürülmesi olayının yalan haber olduğu anlaşıldı. Ama ABD istediğini elde etmişti!
2-Irak’ın işgalinden önce işgal gerekçesi olarak Saddam’ın elinde kimyasal ve nükleer silahlar olduğu haberi en yetkili ağızlardan dünyaya duyuruldu. Bu deli diktatörün her an bu silahları kullanabileceği ve hem kendi ülkesinde, hem de komşu ülkelerde binlerce masum insanın öldürülebileceği haberi bombardıman etkisiyle günlerce yayıldı.
İşgal artık kaçınılmaz bir insanlık görevi idi! Tüm aklı başında ülkeler de bunu desteklemek zorunda idi! ABD, sadece Irak halkını bu silah belasından kurtarmakla kalmayacak, aynı zamanda diktatörden de kurtarıp hiç tatmadıkları demokrasiyi de bonus olarak verecekti!
Sonuçta Irak işgal edildi, 3 parçaya bölündü. Demokrasi ile tanışan(!) halk yıllardan beri her gün birbirinin kanını dökmeyi sürdürüyor. Üstelik bu silah yalanını söyleyenler şimdi TV’de utanmadan “yalan söylediklerini, böyle bir silahın olmadığını” da söylüyorlar! Ama istenen olmuş, ABD Irak’taki emellerine ulaşmıştır; gerisi ayrıntıdır!
Bu iki haberin ortak özelliği; ABD amaçlarına ulaşmak için yalan dâhil her türlü hileyi kullanır!
Şimdi sıra Suriye’ye gelmiştir. “Esad’ın onlarca çocuğa kimyasal silah kullandığı ve öldürdüğü” yalanı yandaş TV’lerden ortalığa yayılıyor. Her kim ve hangi koşullarda olursa olsun insanları, hele böylesine savunmasız çocukları öldürmesi asla kabul edilemez ve lanetlenmelidir. Mutlaka bunu yapanlar bulunup gereken cezaya çarptırılmalıdır.
Ancak ortada bazı gariplikler vardır.
-Öncelikle Arap Baharı’nın beklenen etkisi Suriye’de olmamıştır. Suriye halkı Esad’a sahip çıkmış ve yıllardır dış güçlerin desteğindeki ayaklanmacılara karşı direnmektedir.
-Suriye’de BM silah denetçilerinin bulunduğu bir sırada bu tür bir eylem yapılması akla mantığa aykırıdır.
-Kimyasal silah kullanıldığı ve çocukların öldürüldüğü Suriye muhalifi kanallar tarafından eşzamanlı başlatılan bir haberdir. Haber sunumunda henüz hiçbir kanıt ortada yokken olay direkt olarak “Esad yaptı” şeklinde verilmiştir.
-Ölenlerin sadece çocuklar olması, iç savaş yaşanan bir ülkede böyle bir yerde bu kadar çocuğun bir arada olmaları ayrıca düşündürücüdür.
-Ölenler TV’lerde hiçbir maskeleme yapılmadan verilmiştir. Bu habercilik anlayışına da uygun olmayıp amacının provakasyon olduğu sezilmektedir.
-Olay yerinin gösterilmesi ile çok kısa zamanda ortadan kaldırılması, orada gerekli inceleme ve kanıt toplama zamanının bırakılmaması dikkat çekicidir.
-BM heyetinin olay yerine gitmesinin önlenmesi, delillerin karartılması için zaman kazanılmış olabileceğini düşündürmektedir.
-Kimyasal silah kullanılan bir alana koruyucu malzemeler olmadan ve belli bir süre, (3-9 gün) geçmeden girilemez. TV’lerde ölü çocukların çıplak ellerle ve korumasız elbiselerle taşınması, müdahale edilmesi mantıklı değildir.
-Olay bölgesi muhalif gurupların kontrolündedir.
Tüm bu şüpheli durumlar tam olarak aydınlatılmadan olay hakkında kesin yargıya varmak doğru değildir. Şu andaki Suriye’nin durumunun bu türlü ayak oyunlarına çok uygun olduğu açıktır. Hele işin içinde ABD varsa her zaman iki kez düşünülmelidir.
Kişisel görüşüm; bu olayın Esad’a yüklenmek istenen bir komplo olduğudur. Yukarıda saydıklarımın hiç birisine ikna olamadım. ABD, Arap Baharı’na takviye olarak BOP eşbaşkanını devreye sokmuş, ancak yine de Esad’ı devirememiştir. Şimdi suyun üst yanındadır ve alt taraftaki su içen kuzuya “suyu bulandırıyorsun” demektedir. Bu masaldaki gibi sonuç bellidir. ABD’nin her zaman biri işlemezse yedekte başka planları olmuştur.
“Zorunlu olmadıkça savaş bir cinayettir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün haklılığı ortadadır. BOP projesi ve Arap Baharı ile yıllardır birçok ülkede halk birbirini öldürmektedir. Bu şekilde kendi yandaşlarını iktidara getirmeyi isteyen ABD ise keyifle ellerini ovuşturmaktadır.
Irak olayındaki 1 Mart tezkeresinden bize kini sürmekte olan ABD, Sayın RTE’yi BOP’a eşbaşkan yapmakla, Apo ve PKK ile birlikte bu projeyi yürütmeye zorlamakla, askerimizin başına çuval geçirmekle ve uydurma davalarla TSK ve aydınları hapislere tıkmakla hırsını alamamış, saldırılarını sürdürmektedir. Adına görevlendirdikleri ise “Yeni Osmanlıcılık” oynamakta, bizi hızla Suriye ile savaşa sokmaya uğraşmaktadır.
Ülke yönetimi, BOP eşbaşkanlığı sonucu Apo ve PKK ile yaptığı işbirliğinin aleyhine dönmeye başladığını ancak sezmeye başlamıştır. Tek amacın günü kurtarmak ve seçimlere silahsız girerek ne yapıp edip bir kez daha iktidarda kalmak olduğundan Apo’ya her taviz verilmiştir. Yılların kurdu bebek katili ise hükümetin bu açmazının farkına varmış ve dayatmalara başlamıştır. Son günlerde Gezi Parkı olaylarında aslan kesilen polisin doğudaki olaylarda hiç görülmemesi bundandır. PKK kendi güvenlik güçlerini kurmakta, diploma törenleri düzenlemekte, yol kesip kimlik sormakta, yayla şenliklerine resmi giysi ve silahlarıyla katılmakta, ilçe merkezlerinde aynı şekilde şehitlikler açabilmekte, kitlesel törenler ve yürüyüşler yapabilmektedir!
Sayın RTE açmazdadır. Bir taraftan Apo’nun dayatmalarını bırakın halka, kendi tabanına bile kabul ettiremeyecek hale gelmektedir. Diğer taraftan ekonomi yıllardır ne kadar gizlense de çökme noktasına gelmiştir. Yandaşların bavul turizmi gibi sıcak parayla çevrilmesini sağladığı, hiçbir sürekli üretim olmadan tamamen ithalata ve tüketime dayalı ekonomi batmaktadır. Cari açık rekor kırmakta, dolar dizginlenememektedir. Bunun yansımaları halkımıza zam olarak dönecektir. Şu yakın dönemi atlasa bile peşinden zincirleme zamlar kaçınılmazdır.
İşte bu nedenle Sayın RTE açmazdadır. Son hamle olarak sarılabileceği 3 konu kalmıştır:
1- iç siyasette tüm beklentiler Gezi Eylemlerinin sürmesidir! Evet; bu bir ironidir ama gerçektir. Beklenti, her yetkilinin sık sık yinelediği gibi “Eylülde geniş çaplı eylemlerin yapılacağı ve buna hükümetin çok ağır karşılık vereceği” söylentileridir. Bu sayede iç kargaşa sonucu istikrarın(!) muhalefet tarafından bozulduğu pompalanacak, bu sayede hem zamların üstü örtülürken hem de muhalefetin oy kaybı beklenecektir.
2- Apo ile tekrar anlaşarak verebileceği ve yandaşlarının ikna olacağı kadar tavizlerle dönemi atlatmak, seçimleri geçirebilmektir. Bunun sonucunun hangi adrese gideceği artık çok açıktır.
3- İşte bu iki durumdan da birden kurtulmanın en güzel yolu bir savaşa girmektir. Bunun için el birliği ile ne kadar çırpındıkları ortadadır. “Kraldan çok kralcı” olarak balıklama Suriye’ye girmeye çabalanmaktadır. Bu sayede savaş olunca milletin ayranı kabaracak, vatan-millet nutukları ile içte birlik sağlanacak, karşı çıkanlar vatan haini ilan edilecektir.
Sonrası? Valla sonrasını söylemeye dilim varmıyor! Aç tavuğun kendini darı ambarında sanması başka, ülke ve dünya gerçekleri başkadır. Yeni Osmanlıcılık hayali ve BOP eşbaşkanlığı tutmamıştır. Bu ülke halkı ülkesine sahip çıkmış, hiç umulmadık anda 90 Kuşağı bağımsızlık bayrağı ile öne geçmiştir.
Devir, hayalle yaşama devri değildir. Hele dünyada yalancılık, sömürgecilik, yayılmacılık konularında bir numara olan birilerinin kuyruğuna takılanların bu halka vereceği hesaplar olmalıdır.
Zafer Bayramı tüm halkımıza kutlu olsun; bazılarının da kulağına küpe olması dileği ile!