Çocukların okul öncesi eğitim almaları ilerideki başarılarını artıracağı gibi, bu süreçte çocukluklarını yaşamaları da yasal bir zorunluluktur.
Kreş-Ana Okulu döneminde çocuk sosyalleşmeyi, iletişim kurmayı, paylaşmayı, birlikte davranmayı öğrenir. Gelişmiş ülkelerde bu süre olabildiğince uzun tutulur. Bizde ise okula başlama yaşı 6’dan 5’e (60 Ay) indirilerek tüm bilimsel tezler göz ardı edilmiştir.
Yine zorunlu kesintisiz öğretim 8-12 yıl arasında iken bizde son düzenleme ile kesintili 4+4+4 gibi garip bir hale sokulmuştur.
İlk sıkıntısı; ülkemizde genç nüfusun fazlalığı düşünüldüğünde 5 yaş nedeniyle neredeyse 1 milyon öğrenci fazladan okullara yığılacaktır. Şu andaki altyapısı ile var olanı zor karşılayan sistem tıkanacak ve çökecektir. Yine 5 yaşındaki bir öğrencinin yaşından daha büyük bir ders yükü altında ezilmesi kaçınılmaz olacaktır. 6 yaşında bile ilköğretime uyum sorunu yaşayanlar ortada iken 5 yaşta bu kaçınılmazdır.
Ortaokul aşaması 9 yaşında başlayacaktır. Henüz bireysel olgunluğa erişmemiş bir çocuktan geleceği ile ilgili meslek seçimi yapması istenecektir! Üniversite sınavına giren çocukların bile yarın sahip olacakları mesleklerini sadece kendi başlarına seçemedikleri, rehber öğretmenle velileri arasında bunaldıkları, çoğunun okuduğu okulda mutlu olmadığı ortadadır. Bu böyle iken henüz 9 yaşında bir çocuğun bilerek ve isteyerek kendine geleceğini belirleyecek bir mesleği seçmesini beklemek hangi bilimsel ölçülere uyacaktır?
Açık Lise kavramı ise dünyada yoktur! Kız çocuklarımızın erken yaşta evlenmelerinin önünü açmaktan başka işe yaramayacaktır.
Ortaokulda zorunlu ve seçmeli paket derslere ek olarak son dakikada Kuranı Kerim ve Peygamberimizin Yaşamının da eklendiğini görüyoruz. Zaten paket olarak belirli dersler iç içe konarak birini aldığınızda diğerleri bonus gibi veriliyordu. Şimdi artık seçmeli derslerin bu dayatmayı yapanlarca zorunlu hale getirileceği açıktır. Okullarda öğretmenlerden ve çevrede oluşacak mahalle baskısı sonucu amaçlanan dinsel eğitim A’dan Z’ye uygulanacaktır!
Burada eleştirilen din eğitiminin veriliş şeklidir. Devletin görevi din eğitimi vermektir; ama pedagojik ve bilimsel olarak! Bilimsel incelemeler ve Pedagoji uzmanları çocukların temel eğitimlerini aldıktan sonra, belirli bir bilgi birikimi, yorum ve eleştiri yapabilecek yaşa kadar sadece pozitif bilimleri almasını önerirler. Din eğitimini ise belli olgunluğa gelmiş öğrenci, bilerek, isteyerek ve seçerek almalıdır. Sorun budur! Bu nedenle din eğitimi lise düzeyinde verilmelidir. Ya da eğer meslek seçimi olacaksa ortaokulda başlatılarak İHL ve İlahiyat Fakültesi olarak sürdürülmelidir. 9 yaşındaki bir çocuğun dini anlayıp yorumlaması beklenemez.
Din eğitimi ve bunun içinde Kuranı Kerim dersleri belki şu anda düşünülmeyen, ya da ilerisi için yatırım olarak istenerek oraya konan tuzaklar içermektedir. Örneğin kaçınılmaz olarak bu derslerde abdest almak gereği ortaya çıkacak; okullara kız ve erkekler için ayrı abdesthaneler eklenecektir. Kızların derste başlarını örtmeleri gerekecek; bu durumda türban artık zorunluluk haline çevrilecektir. Üstelik bu da yetmeyecek, örtünme okullardan dışarıya doğru hızla yaşam tarzı haline dönüştürülecektir. Türbanın yerini çarşafın ya da cemaatlere özgü rengârenk örtülerin alması beklenmelidir. Yine kızlarla erkeklerin aynı ortamda oturmaları sakıncalı görülerek önce sıralar, sonra sınıflar, daha sonra okullar da kız/erkek diye ayrılacaktır. Din dersleri uygulama da gerektireceğinden en basitinden mescitler ilkokullarda zorunlu olacaktır.
Bu yasa ne olursa olsun çıkartılacak diye dayatanlar parmak çokluğuna sahip olduklarından istediklerini yapabiliyorlar. Ama buna demokrasi falan demeye kalkılması komik oluyor. En yetkili ağızlardan bu yasanın aslında cumhuriyetle hesaplaşma, imam hatip okullarını tekrar açma, dindar nesil yetiştirme olduğu söylendi. İşin özeti budur! Nesil değişecek; diğerleri formatlı deniyordu, bunlar demek ki formatsız olacak! İşin garibi daha önce Cumhurbaşkanlığı seçiminde son dakika golü ile seçilmesini sağladıkları kişinin şimdi AKP noteri gibi çalıştığını ve kendisinin ülkenin değil partinin başkanı olduğu yönünde yakınmaları olan bir partimiz yine bir son dakika golü attı! AKP’nin bile –henüz- cesaret edip koyamadığı iki dersi de onlar sayesinde yasallaştırmış olduk. Ama –bana göre önceki örnekten sonra- bu ekleme yukarıda saydığım sonuçları doğurduğunda kararlarının arkasında durmalarını beklemek hakkımızdır.
Üç beş tane fazla oy alabilmek uğruna din üzerinden siyaset yapmanın acı sonuçlarını hep birlikte yaşayacağız. Hani bir zamanlar okyanuslar ötesinden birileri “bizim oğlanlar işi becerdi” diye sevinmişlerdi! Aklıma kaçınılmaz olarak BOP ve şu anda becerilen işler geliyor ve üzülüyorum. Biliyorum; şimdi bolca hakaret ve dinsizlikle suçlanan yorumlar yağacaktır. Belki daha ağır sıkıntılar da önüme çıkabilir. Ama doğruları söylemek zorundayım. Bu ülke kimsenin babasının malı; dindarlık da birilerinin ölçebileceği bir kavram değildir. Bu yasa ile en az 10 yıllık bir nesil kobay yapılıyor. Bu çocuklarımıza yazık! Bu dindarlık değil, dinin siyasete alet edilmesiyle şeriatçılığa doğru atılmış bir adımdır.
Son sözüm; her cümlelerinde “bu ülkenin %99’u Müslüman” diye bağıranlara şunu sormak gerekmiyor mu? O zaman bütün bu yapılanlar sadece kalan %1 için mi?